Devrim kısa filmle başlayacak!

Devrim kısa filmle başlayacak!

Devrim kısa filmle başlayacak!

Türk sinemasında devrim kısa filmle başlayacak. Kısa filmle sinema öz'e evrildiğinde ve 'tebliğ' misyonu açığa vurulduğunda o zaman asıl güç ortaya çıkacaktır.

Devrim kısa filmle başlayacak!

Analiz/Emre Kaygısız- Lumiere kardeşlerin 1895 yılında Fransa’da ‘motor’ demesiyle başlayan ve 1900’lü yılların başında Eisenstein, Metz gibi ‘dahi yönetmenlerin’ tuttuğu ışıkla ivme kazanan sinema 21. Yüzyılda katlanarak büyümeye devam ediyor. Tarihsel olay ve olguları imbiğinden geçiren ve kitleleri her yönüyle ele alan sinema bulunduğu her dönemde önemli sektörler arasında olmaya da devam edecek.

Ülkemiz –bir çok icadın geç gelmesine nazaran- sinema konusunda çok şanslı. Sinematograf ile 1896 yılında tanıştı. O büyüleyici ve paketinden yeni çıkartılmış gıcır gıcır sinemanın doğuşuna ve ‘ne oluruna’ heyecanla tanıklık etti.

SORUN ŞURADA: SADECE TANIKLIK ETTİ!

1896 yılından 2000’li yılların başlarına kadar sinema konusunda pasif kaldı. Kimine göre batı yine yanlış anlaşıldı; ilham ‘özenç’e dönüştürüldü. Kimine göre kısıtlanan ve yapımcı boyunduruğunda ‘yok satacağız’ zihniyeti sektörün Türkiye’de gelişmesine izin vermedi.

KİM NE DERSE DESİN! BİZ DÜNYANIN EN KÖKLÜ MEDENİYETLERİNDEN BİRİNE SAHİBİZ.

Medeniyetin bünyesinde barındırdığı unsurlarda –imgeler dünyası ve aktarım biçemlerini- etkileyecek o kadar çok seçenek var ki sinemanın aslı Fransa ise biz de tefsiri olmalıyız.Türkiye’de işinin ehli sinema eleştirmenleri ve kuramcılığa evrilen güzel isimler var.Çoğunluğunun fikrine göre sinemada devrim kısa filmde başlayacak. Evet, kısa filmde başlayabilir ama kısa filmde de devrim işlenen konularda başlayacak. Bu da yozlaştırılarak aşina hale getirildiğimiz konuların dışında, her yerde ve her şeyde geçerli olmak üzere sinemada da bizi özümüze döndürecek olan ‘din, dil, tarih’le olacak.

Yazar Yakup Koyuncu’nun bir cümlesi vardır: ‘Ya özümüze döneceğiz ya da olduğumuz yerde döneceğiz

Türkiye’de sinema sektöründe son yıllarda güzel gelişmeler oluyor! Ufku açılan yönetmenler, ufukları ve kıtaları aşan eserler üretiyor. Eleştirmenler içinden ele aldıkları eserlere ‘Ya nerede bunun bizlik meselesi’ diye soranlar oluyor. Kısa filmde de gözle görülür biz uğraşım söz konusu! Dergileri karıştırırken gördüğüm Alemlere Rahmet Kısa Film yarışması adından dolayı dikkatimi çekiyor. İnternetten araştırdığım da bir vakıfın çatısı altında düzenlenen bir yarışma olduğunu gördüm. Daha da ilginci Hassan Bin Sabit ismini verdikleri bir sinema okulu açmaları ve birbirinden değerli ve renkli isimlere ‘öğretmenlik’ yaptırmaları. (Kurumlarına geçen yıl uğradığımda Engin Noyan’ın dersine girmek nasip olmuştu.)

PEKİ KİM BU HASSAN BİN SABİT?

Eshâb-ı kiramdan meşhûr şâir. Ensârdandır. Künyesi, Ebû Velîd’dir. Ebû Abdurrahmân ve Ebû Hüsâm da denilmiştir. Lakabı, Şâir-i Resûlullahdır. Soyu, Benî Neccâr kabilesinden Hazrec kabilesine, bunlardan da Kahtan kabilesine ulaşır ki, aslı Yemen’den gelmektedir. Annesi Füri’ate binti Hâlid de Hazrec kabilesindendir. Doğum târihi bilinmemektedir. Kendisinden nakledildiğine göre, Peygamberimizden ( aleyhisselâm ) 7 veya 8 sene önce doğmuştur. 62 (m. 682) senesinde 120 yaşında Medine-i Münevvere’de vefât etti. Hassan bin Sabit, müslüman olmadan önce de meşhûr şairlerden olup, Şam ve civarında hüküm sürmekte olan Gâssâni hükümdârları sarayına mensûbtu. Şiirleri ile bu devletin ileri gelenlerini medhederdi. Peygamberimizin (aleyhisselâm ) geleceğini daha önceden yahûdi âlimlerinden işitmişti. Kendisi şöyle anlatmıştır: “Ben 7-8 yaşlarında aklı eren bir çocuktum. Bir defasında meşhûr yahûdi âlimlerinden biri Medine’de yüksek bir yere çıkıp, ey yahûdiler diye bağırarak yahûdilerin toplanmasını istedi. Yahudiler toplanınca, ne var ne diyorsun? dediler. Yahûdi âlim toplananlara (Bu gece Ahmed’in âhir zaman peygamberinin yıldızı doğdu) diye bağırarak haber vermişti.”

Muhammed (aleyhisselâm) peygamberliğini açıklayıp, İslâm dînine davete başlaması ile Hazrec kabilesi de İslâmiyetle şereflenmişti. Bu sırada Medine’ye gelmiş bulunan Hassan bin Sabit de müslüman olmuştu. Müslüman olduğunda 60 yaşında bulunuyordu.

Hassan bin Sabit ( radıyallahü anh ) müslüman olduktan sonra Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) yanından ayrılmadı. Peygamber efendimizi ( aleyhisselâm ) medheden çok şiir söyledi.

Hassan Bin Sabit kelimelere sığmaz tabi hele ki öyle bir dönem de sözle (şiir) cihat etmesi... Burada vakıfa teşekkür etmek gerekiyor! Ebu Cehil’lerin çoğaldığı zamanımızda, cihad’ın sadece kılıç kalkanla olmayacağını, Hassan Bin Sabit gibi ‘Hak’kı haklıyı’ sözle, sözü yansıttığımız görselle olurunu hatırlattığı için. Bu yıl ‘Kamil iman kamil insan’ konulu 3. Kısa film yarışması düzenliyorlar. Güzel

insanların güzel yarışmasına bir bakın derim!

665
Tarih: 08.11.2016
Yorum Yaz